🔍 🔔
Motosiklet

1990’a Geri Dönüyoruz: Honda’nın Hâlâ Unutulmayan 16 Efsane Motosikleti

1990’a Geri Dönüyoruz: Honda’nın Hâlâ Unutulmayan 16 Efsane Motosikleti

Sizi 1990 Yılının En Beğenilen Honda Modellerine Götürüyoruz: Bu Motosikletler Hâlâ Yollarda!Takvimler 1990 yılını gösteriyor… Henüz cep telefonu hayatımızın merkezinde değil, inte...

Sizi 1990 Yılının En Beğenilen Honda Modellerine Götürüyoruz: Bu Motosikletler Hâlâ Yollarda!

Takvimler 1990 yılını gösteriyor… Henüz cep telefonu hayatımızın merkezinde değil, internet çoğu insan için bilinmeyen bir kavram ve bir motosikletin teknik özelliklerini öğrenmek için dergileri karıştırmak ya da bayinin yolunu tutmak gerekiyor.

Motosikletlerde sürüş modları, renkli TFT ekranlar, telefon bağlantısı ve elektronik yardımcılar yok. Buna karşılık analog göstergeler, karbüratörlü motorlar, mekanik sesler ve bugün hâlâ özlenen daha doğrudan bir sürüş hissi var.

Honda ise 1990 yılında küçük hacimli dört silindirli yarış makinelerinden uzun yol motosikletlerine, cruiser modellerden çöl ruhunu taşıyan macera motosikletlerine kadar oldukça geniş bir seçenek sunuyordu.

Aradan 36 yıl geçmesine rağmen bu modellerin bazıları hâlâ yollarda. Onları satın alanların bir bölümü kullanmayı sürdürüyor, bazıları özenle restore ediyor, bazılarıysa garajında yalnızca seyrederek bile mutlu oluyor.

İşte 1990 Honda kataloğunda bulunan 16 unutulmaz model ve onları bugün bile özel yapan ayrıntılar…

1990 Honda CB-1: Küçük gövdede dört silindir keyfi

CB-1, ilk bakışta sade bir şehir motosikleti gibi görünüyordu. Ancak yakıt deposunun altında 399 cc hacminde, sıvı soğutmalı sıralı dört silindirli bir motor bulunuyordu.

56 beygir gücünü 10.750 d/d’de üreten motor, 6 ileri şanzımanla eşleştirilmişti. 775 mm sele yüksekliği ve 170 kilogramlık kuru ağırlığı, CB-1’i hem ulaşılabilir hem de eğlenceli kılıyordu.

CB-1’i sevdiren şey büyük grenajlar veya gösterişli aksesuarlar değildi. Onun sırrı; kompakt yapısı, yüksek devirlerde canlanan dört silindirli motoru ve günlük kullanıma uygun karakteriydi. Bugün temiz bir CB-1 bulanların kolay kolay elinden çıkarmak istememesi boşuna değil.

1990 Honda CBR250RR: 250 cc’den yükselen yarış çığlığı

1990 Honda CBR250RR, günümüzün 250 cc motosikletlerinden tamamen farklı bir anlayışla üretilmişti. 249 cc, sıvı soğutmalı sıralı dört silindirli motoru 45 beygir gücünü tam 15.000 d/d’de üretiyordu.

DOHC silindir kapağına, silindir başına dört supaba ve 6 ileri şanzımana sahip bu küçük yarış replikası, gaz kolu çevrildikçe adeta karakter değiştiriyordu.

CBR250RR’ın bu kadar sevilmesinin nedeni yalnızca performansı değildi. Küçük hacimli bir motordan gelen yüksek devir sesi, hassas gaz tepkileri ve yarış motosikletlerini andıran görüntüsü onu benzersiz hâle getirdi. Günümüzde iyi korunmuş MC22 kodlu örnekler artık yalnızca eski bir motosiklet değil, koleksiyon değeri taşıyan özel makineler olarak görülüyor.

1990 Honda CBR400R: Orta sınıfın yüksek devirli sporcusu

CBR400R, 399 cc sıralı dört silindirli motoruyla 53 beygir güç üretiyordu. Gücün 13.000 d/d’de gelmesi, motosikletin nasıl bir karaktere sahip olduğunu tek başına anlatmaya yetiyor.

Altı ileri şanzıman, çift ön disk ve 17 inçlik jantlarla CBR400R, dönemin orta hacimli spor motosiklet dünyasının en heyecan verici temsilcilerinden biriydi.

Onu kullananlar yalnızca hızını değil, virajlardaki hafif ve istekli yapısını da seviyordu. Günümüz motosikletlerinin elektronik güvenlik ağına sahip değildi; sürücü ile makine arasında daha mekanik ve daha doğrudan bir bağ kuruyordu.

1990 Honda CBR600F: Hem işe hem hafta sonu kaçamağına

CBR600F, spor motosiklet ile günlük kullanım arasındaki dengeyi en iyi kuran modellerden biriydi. 598 cc sıralı dört silindirli motoru 85 beygir güç ve 59 Nm tork üretiyordu.

Altı ileri şanzımanı, çift ön diski ve tamamen kapalı grenajlarıyla hızlıydı; fakat döneminin saf yarış replikaları kadar yorucu değildi.

Sabah işe götürebilen, akşam şehir dışına çıkarabilen ve hafta sonunda virajlı yollarda sürücüsünü mutlu edebilen bir motosikletti. Bu çok yönlülük sayesinde CBR600F ailesi yıllar boyunca Honda’nın en sevilen serilerinden biri oldu. Bakımlı örnekleri bugün bile klasik motosiklet buluşmalarına kendi tekerlekleri üzerinde gelebiliyor.

1990 Honda CBR1000F: Hızlı tren konforunda bir spor motosiklet

CBR1000F, 1990 yılının güçlü ve ciddi makinelerinden biriydi. 998 cc sıvı soğutmalı sıralı dört silindirli motoru 132 beygir güç ve 104 Nm tork üretiyordu.

Altı ileri şanzıman, geniş grenaj ve yüksek hızlı yolculuklara uygun oturma düzeniyle CBR1000F, yalnızca kısa süreli hızlanmalar için değil, uzun yolları süratli ve konforlu biçimde aşmak için tasarlanmıştı. 

Bugünkü kadar gelişmiş aerodinamik hesaplar veya elektronik sistemler bulunmasa da güçlü motoru, sağlamlığı ve uzun yol yeteneği ona sadık bir kullanıcı kitlesi kazandırdı. Hâlâ kullananlar için o, geçmişten kalmış ağır bir motosiklet değil; gerektiğinde uzun yolları yutabilecek güvenilir bir yol arkadaşı.

1990 Honda GL1500 Gold Wing: İki tekerlekli uzun yol salonu

Gold Wing, 1990’da bile sıradan bir motosiklet değildi. 1.520 cc hacmindeki sıvı soğutmalı boxer altı silindirli motoru 100 beygir güç ve 150 Nm tork üretiyordu.

Beş ileri şanzıman, şaft aktarımı, geniş koltuklar, büyük rüzgâr koruması ve bagaj hacmiyle uzun yolculuğun tanımını değiştiriyordu.

Gold Wing’i sevenler çoğu zaman yalnızca teknik özelliklerden söz etmez. Yolcu koltuğunda geçirilen uzun saatlerden, şehir şehir biriktirilen anılardan ve boxer motorun ipeksi çalışmasından bahseder. Bu nedenle eski Gold Wing’ler sahipleri için motosikletten çok bir seyahat albümü gibidir.

1990 Honda GL1500 SE Gold Wing: Döneminin lüks zirvesi

GL1500 SE, standart Gold Wing’in daha zengin donanımlı ve daha gösterişli kardeşiydi. Aynı 1.520 cc boxer altı silindirli motoru, 100 beygir gücü, 150 Nm torku ve şaft aktarmayı kullanıyordu.

SE versiyonunu özel yapan esas unsur performans farkından çok sunduğu lüks ve prestijdi. Uzun yol konforunu olabilecek en yüksek seviyeye taşımaya çalışan donanım anlayışı, onu döneminin adeta iki tekerlekli amiral gemisine dönüştürüyordu.

Bugün bir GL1500 SE’nin üzerindeki düğmeler, analog göstergeler ve geniş gövde ilk bakışta geçmişten gelen bir kokpit hissi verebilir. Fakat motor çalıştığında altı silindirin sarsıntısız karakteri, neden bu kadar sevildiğini hemen hatırlatır.

1990 Honda NSR250 MC21: Yollara çıkan Grand Prix ruhu

NSR250 MC21, listenin en özel ve bugün en fazla aranan motosikletlerinden biri. 249 cc hacminde, sıvı soğutmalı iki zamanlı V-twin motoru 45 beygir güç ve 36 Nm tork üretiyordu.

Sadece 133 kilogram kuru ağırlığa, 6 ileri şanzımana ve dört pistonlu kaliperlere sahip çift ön diske sahipti. 

Kâğıt üzerindeki 45 beygir rakamı bugün sıradan görünebilir. Ancak düşük ağırlık, iki zamanlı motorun ani güç karakteri ve yarış motosikletini andıran şasi birleştiğinde ortaya çok farklı bir deneyim çıkıyordu.

Egzozundan çıkan kendine özgü koku, ince motor sesi ve güç bandına girildiğinde yaşanan ani hızlanma, onu kullananların hafızasına kazındı. Emisyon kuralları nedeniyle benzer motosikletlerin yeniden üretilmesi pek mümkün görünmediğinden temiz MC21’lerin değeri her geçen yıl artıyor.

1990 Honda Pacific Coast PC800: Tasarımı zamanından önce gelen yolcu

Pacific Coast, Honda’nın en sıra dışı tasarımlarından biriydi. 798 cc sıvı soğutmalı V-twin motoru 57 beygir güç ve 65,7 Nm tork üretiyordu. Beş ileri şanzıman ve şaft aktarımı sayesinde bakımı kolay bir uzun yol motosikleti olmayı amaçlıyordu.

Ancak PC800’ün asıl farkı, neredeyse bütün mekanik parçalarını örten gövdesi ve arka bölümde otomobil bagajı gibi açılan geniş saklama alanıydı. Kuru ağırlığı 262 kilogramdı.

Piyasaya çıktığı dönemde fazla kapalı ve alışılmadık bulunan tasarımı, yıllar sonra çok daha anlamlı görünmeye başladı. Pacific Coast bugün, zamanından önce düşünülmüş pratik motosikletlerden biri olarak anılıyor. Onu seven küçük fakat sadık kullanıcı grubu hâlâ bu farklı Honda’yı yaşatıyor.

1990 Honda ST1100 Pan European: Avrupa yolları için doğan efsane

ST1100 Pan European, uzun mesafeleri hızlı, güvenli ve yorulmadan geçmek isteyen sürücüler için geliştirilmişti. 1.084 cc sıvı soğutmalı V4 motoru 100 beygir güç ve 111 Nm tork üretiyordu.

Beş ileri şanzıman ve şaft aktarımı, uzun yol kullanımında güvenilir ve düşük bakım gerektiren bir yapı sağlıyordu. 

Pan European’ı sevdiren en önemli özellik gösterişten uzak dayanıklılığıydı. Yüksek kilometreler onu korkutmuyor, büyük yakıt deposu ve koruyucu grenajı kilometreleri küçültüyordu. Bugün yüz binlerce kilometreyi geride bırakmış ST1100’lerle karşılaşmak, bu motosikletin sağlamlık ününün tesadüf olmadığını gösteriyor.

1990 Honda VT600C Shadow: Sakin ama karakterli cruiser

VT600C Shadow, büyük ve ağır cruiser modellerine daha ulaşılabilir bir seçenek sunuyordu. 579 cc sıvı soğutmalı V-twin motoru 41 beygir güç ve 51 Nm tork üretiyordu.

Dört ileri şanzımanı, zincir aktarımı, alçak sele yapısı ve klasik cruiser çizgileriyle hızdan çok keyifli bir sürüşü hedefliyordu.

Shadow 600’ü sevdiren şey, sürücüsünü ürkütmeden gerçek bir V-twin karakteri sunmasıydı. Rahat oturuşu ve sade mekaniği sayesinde hem cruiser dünyasına yeni girenlere hem de sakin hafta sonu gezilerini sevenlere hitap etti. Hâlâ yollarda gördüğümüzde 1990’ların Amerikan etkili Japon tasarım anlayışını hemen hatırlatıyor.

1990 Honda VT1100C Shadow: Büyük hacimli Japon cruiser

VT1100C Shadow, küçük kardeşinin daha iri ve daha güçlü alternatifiydi. 1.099 cc sıvı soğutmalı V-twin motoru 67 beygir güç üretiyor, 98 Nm torkunu yalnızca 3.000 d/d’de sağlıyordu.

Dört ileri şanzıman ve kayış aktarımıyla gücünü yüksek devirlerden değil, alt devirlerdeki dolgun çekişten alıyordu.

Geniş gövdesi ve güçlü V-twin görüntüsü ona Amerikan cruiser havası verirken Honda mühendisliği daha sorunsuz bir sahiplik deneyimi sunuyordu. Bu ikili karakter sayesinde Shadow 1100, döneminde büyük hacimli cruiser isteyenlerin en güçlü seçeneklerinden biri oldu.

1990 Honda XL600V Transalp: Yol bittiğinde devam eden motosiklet

Transalp, bugünkü orta hacimli macera motosikletlerinin öncülerinden biriydi. 583 cc sıvı soğutmalı V-twin motoru 50 beygir güç ve 53 Nm tork üretiyordu.

Beş ileri şanzıman, 21 inç ön jant ve uzun süspansiyon yapısı sayesinde asfaltla sınırlı kalmıyordu. 

Transalp’i beğenenler onun en hızlı veya en güçlü motosiklet olmasını beklemedi. Uzun yola çıkabilmesi, kötü zeminden çekinmemesi ve sahibini yarı yolda bırakmaması yeterliydi. Bu nedenle birçok eski Transalp hâlâ köy yollarında, dağ geçitlerinde ve uzun seyahatlerde kullanılmaya devam ediyor.

Çiziklerle dolu bir Transalp çoğu zaman bakımsız değil, hikâyesi bol bir motosiklettir.

1990 Honda XR250R: Hafifliğin verdiği özgürlük

XR250R, karmaşık sistemlere ihtiyaç duymadan arazide eğlenmenin mümkün olduğunu gösteriyordu. 249 cc hava soğutmalı tek silindirli motoru 30 beygir güç üretiyordu.

Altı ileri şanzımanı, 21 inç ön jantı ve yalnızca 108 kilogramlık kuru ağırlığıyla dar patikalarda son derece çevikti. 

Onu sevdiren özellik saf ve basit yapısıydı. Elektronik sürüş modu yoktu; sürücü, gaz kolu ve zemin vardı. Hafifliği sayesinde düştüğünde kaldırmak kolay, basit mekaniği sayesinde tamir etmek görece zahmetsizdi. Bu nedenle çalışan bir XR250R, aradan geçen yıllara rağmen hâlâ keyifli bir arazi arkadaşı olabilir.

1990 Honda XR600R: Çöl yollarının dayanıklı tek silindirlisi

XR600R, 591 cc hava soğutmalı tek silindirli motorundan 46 beygir güç ve 51,9 Nm tork üretiyordu. Beş ileri şanzıman ve zincir aktarımıyla gücünü doğrudan arka tekerleğe iletiyordu.

Bu motosikleti unutulmaz yapan yalnızca teknik değerleri değildi. XR600R, dayanıklılık yarışları ve çöl etaplarıyla özdeşleşen, sert şartlara karşı koyabilen bir makineydi.

Tek silindirli motorun güçlü darbeleri, yüksek sele ve uzun süspansiyonlar ona gerçek bir arazi motosikleti karakteri veriyordu. Günümüzde iyi durumdaki örnekleri klasik enduro meraklıları tarafından büyük ilgi görüyor.

1990 Honda XRV750 Africa Twin: Maceranın simge motosikleti

Listenin sonunda, 1990’ların macera ruhunu en güçlü biçimde temsil eden modellerden biri var: XRV750 Africa Twin.

742 cc sıvı soğutmalı V-twin motoru 59 beygir güç ve 60 Nm tork üretiyordu. Beş ileri şanzıman, zincir aktarımı ve uzun yol-arazi kullanımına uygun şasisiyle dünyanın uzak köşelerine gitme hayalini gerçeğe yaklaştırıyordu.

Africa Twin’i özel yapan yalnızca Dakar esintili görünümü değildi. Uzun mesafelerde güven vermesi, bozuk yollara dayanması ve V-twin motorunun kullanılabilir gücü onu gerçek bir seyahat motosikletine dönüştürdü.

Bugün temiz durumdaki eski Africa Twin’ler ciddi rakamlara alıcı bulabiliyor. Fakat sahiplerinin çoğu için onun değeri satış fiyatından değil, gidilen yollardan ve biriktirilen anılardan geliyor.

1990 Honda modelleri neden hâlâ bu kadar seviliyor?

Bu motosikletleri yalnızca “eskiden her şey daha güzeldi” düşüncesiyle açıklamak doğru olmaz. 1990 Honda ürün gamında gerçekten birbirinden çok farklı ihtiyaçlara cevap veren makineler bulunuyordu.

CB-1, CBR250RR ve CBR400R yüksek devirli küçük dört silindirli motorlarıyla heyecan sunuyordu. CBR600F ile CBR1000F performansı günlük kullanımla birleştiriyordu. Gold Wing, Pacific Coast ve Pan European uzun yolculukları kolaylaştırıyordu.

Shadow ailesi sakin cruiser keyfini temsil ederken Transalp, XR serisi ve Africa Twin asfaltın bittiği yerde yolculuğu sürdürüyordu. NSR250 MC21 ise iki zamanlı yarış teknolojisinin yollara çıkmış hâliydi.

Üstelik bu motosikletlerin büyük bölümü, doğru bakım gördüğünde yıllarca çalışabilecek sağlam ve nispeten anlaşılır mekanik yapılara sahipti. Onları kullananlar motosikletle yalnızca yolculuk yapmıyor; bakımını öğreniyor, sesini tanıyor ve zaman içinde makineyle gerçek bir bağ kuruyordu.

Bazıları yaşlandı, bazılarıysa efsaneye dönüştü

1990 yılında bu motosikletlerden birini sıfır kilometre alan bir sürücü, muhtemelen 36 yıl sonra hâlâ konuşulacağını düşünmüyordu. O gün garajdan çıkarılan sıradan bir Honda, bugün klasik motosiklet buluşmalarının en fazla ilgi gören araçlarından biri olabiliyor.

Bazıları artık eskisi kadar hızlı değil. Bazılarının plastik parçalarını, karbüratör bileşenlerini veya orijinal egzozunu bulmak zorlaştı. Fakat kontağı çevrildiğinde çalışan analog göstergeler, karbüratörlerden gelen mekanik ses ve eski Honda motorlarının tanıdık ritmi zamanı birkaç saniyeliğine geriye götürmeye yetiyor.

Belki de bu motosikletleri hâlâ sevmemizin nedeni tam olarak bu: Onlar yalnızca bir yerden başka bir yere götürmüyor; bizi motosikletlerin daha sade, daha mekanik ve biraz da daha romantik olduğu yıllara geri götürüyor.

Peki sizin 1990 Honda kataloğundaki favoriniz hangisi? Yüksek devirli CBR250RR mı, iki zamanlı NSR250 mi, uzun yol ustası Gold Wing mi, yoksa her yolun efsanesi Africa Twin mi?

Not: Güç ve tork değerleri pazar, ölçüm standardı ve versiyona göre değişebilir. Yazıdaki temel teknik veriler 1990 Honda model sayfalarından alınmıştır.

YAZIDA GEÇEN MODELLER

Teknik özellikleri ve karşılaştırmaları inceleyin

0 Yorum

Yorum Yaz

Facebook'tan gelen ziyaretçiler üyelik açmadan yorum yapabilir.

Giriş Yap / Üye Ol