🔍 🔔
Motosiklet

Türk Sineması ve Dizilerinde Başrol Oynayan Motosikletler: Ekranın Unutulmaz Motorları

Türk Sineması ve Dizilerinde Başrol Oynayan Motosikletler: Ekranın Unutulmaz Motorları

Otomobiller Türk sinemasının unutulmaz sahnelerinde yıllardır karşımıza çıkıyor. Ancak iki tekerlek tutkunları için filmlerde başka bir başrol oyuncusu daha var: motosikletler.

Kimi zaman karakterin özgürlüğünü, kimi zaman başkaldırısını, kimi zaman da yaşam biçimini anlatmak için kullanıldılar. Bazı yapımlarda birkaç saniye görünüp kayboldular; bazılarındaysa karakterle o kadar bütünleştiler ki motosikleti sahneden çıkardığınızda karakterin bir parçası eksilmiş gibi oldu.

Üstelik eski Türk filmleri başka bir açıdan daha değerli. 1960, 70 ve 80'lerin İstanbul sokaklarında çekilen sahneler sayesinde bugün kaybolmuş Jawa, MZ, Vespa, Lambretta ve dönemin Japon motosikletlerini doğal ortamlarında görebiliyoruz.

Modern sinema ve dizilerde ise bunların yerini Harley-Davidson'lar, BMW'ler, Ducati'ler ve modern retro motosikletler aldı.

İşte Türk sineması ve televizyon tarihinin hafızalarda kalan motosikletleri...

1. Delibal – Motosiklet Çağatay Ulusoy'un Karakterinin Bir Parçasıydı

2015 yapımı Delibal, yakın dönem Türk sinemasında motosikleti karakter yaratmak amacıyla kullanan en iyi örneklerden biri.

Çağatay Ulusoy'un canlandırdığı Barış; genç, özgür ruhlu, müzikle yaşayan ve hayatı yoğun biçimde deneyimleyen bir karakter.

Motosiklet de bu karakterin görsel dilinin doğal bir parçası.

Filmde motosiklet yalnızca A noktasından B noktasına gitmek için kullanılmıyor. Barış'ın özgürlük duygusunu güçlendiren unsurlardan biri haline geliyor.

Bu nedenle Delibal'daki motosiklet sahneleri, modern Türk sinemasında “motosiklet = karakter” kullanımının güçlü örneklerinden biri.

Burada özellikle dikkatli olmak gerekiyor: farklı internet kaynaklarında filmdeki motosiklet için farklı marka/model iddiaları bulunuyor. Yeterince güvenilir bir birincil kaynak olmadığı için kesin modeli yalnızca yüksek çözünürlüklü film karesi üzerinden teşhis ettikten sonra yazmak daha doğru.

2. Sadece Sen – Motosiklet Romantizmin Bir Parçasına Dönüşüyor

2014 yapımı Sadece Sen, İbrahim Çelikkol ve Belçim Bilgin'in başrollerini paylaştığı romantik drama.

Filmde Ali karakterinin sert ve içine kapanık yapısını anlatmak için kullanılan görsel öğeler arasında motosiklet kültürü de bulunuyor.

Burada motosiklet, klasik Yeşilçam kullanımından oldukça farklı.

1970'lerde motosiklet çoğu zaman ekonomik ulaşım aracı olarak görünürken modern Türk sinemasında artık:

yalnızlık, özgürlük, güç ve bağımsızlık

anlamlarını taşıyor.

Sadece Sen bunun iyi örneklerinden biri.

3. Kaybedenler Kulübü – İstanbul'un Gece Hayatı ve Motosiklet Kültürü

2011 yapımı Kaybedenler Kulübü, 1990'ların İstanbul alternatif kültürünü anlatması açısından motosiklet dünyasıyla doğal bir bağ kuruyor.

Nejat İşler ve Yiğit Özşener'in canlandırdığı karakterlerin dünyası plaklar, radyolar, barlar, gece İstanbul'u ve özgür yaşam biçimi üzerine kuruluyor.

Motosiklet de tam olarak bu kültürün içine oturuyor.

Bu nedenle filmde motosiklet yalnızca “havalı görünmek” amacıyla kullanılan bir aksesuar hissi vermiyor.

Daha çok karakterlerin yaşadığı dünyanın parçası.

Ve bu filmden sonra motosikletli, deri ceketli, gece İstanbul'unda yaşayan şehirli erkek karakter görüntüsü Türk sinemasında çok daha tanıdık hale geldi.

4. Kuzey Güney – Motosiklet Kuzey'in Karakterini Anlatıyordu

Burada sinemadan televizyona geçiyoruz.

Kuzey Güney, Türk televizyonlarında motosikleti başrol karakteriyle en fazla özdeşleştiren yapımlardan biri oldu.

Kıvanç Tatlıtuğ'un canlandırdığı Kuzey;

öfkeli, özgürlüğüne düşkün, kurallarla arası iyi olmayan ve içgüdüleriyle hareket eden bir karakterdi.

Motosiklet bunun için neredeyse kusursuz bir görsel semboldü.

Otomobil yerine motosiklet kullanması bile karakter hakkında seyirciye bir şey söylüyordu:

Kuzey yalnız hareket eden bir adamdı.

Dizinin yayımlandığı dönemde Kıvanç Tatlıtuğ'un gerçek hayattaki motosiklet ilgisinin magazin basınına da sık sık yansıması, ekran karakteriyle motosiklet imajının daha fazla bütünleşmesine neden oldu.

5. Yeşilçam'ın Gizli Başrolü: Jawa

Modern yapımlardan geçmişe döndüğümüzde işler çok daha ilginç hale geliyor.

Eski Türk filmlerini motosiklet meraklısı gözüyle izlediğinizde sürekli karşınıza çıkan bir siluet var:

Jawa.

Bunun nedeni sinema için özel ürün yerleştirme yapılması değildi.

Jawa motosikletleri Türkiye yollarında gerçekten yaygındı.

Çekoslovak üreticinin özellikle iki zamanlı 250 ve 350 cc ailesi Türkiye'nin eski motosiklet kültürünün önemli parçalarından biri haline geldi.

Dolayısıyla yönetmen 1970'lerde kamerasını İstanbul sokağına çevirdiğinde Jawa'nın kadraja girmesi son derece doğaldı.

Bugün eski filmleri tekrar izlerken bunlar çok daha değerli görünüyor.

Çünkü bir zamanların günlük ulaşım motosikleti artık koleksiyonluk klasik motosiklet.

6. MZ – İşçinin ve Günlük Kullanıcının Motosikleti

Jawa'nın yanında Yeşilçam karelerinde görülen bir başka önemli motosiklet ailesi MZ.

Doğu Almanya üretimi MZ'ler basit mekanikleri, iki zamanlı motorları ve dayanıklılıklarıyla Türkiye'de uzun yıllar kullanıldı.

Özellikle ES ve TS ailesinin çeşitli versiyonları dönem görüntülerinde karşımıza çıkabiliyor.

MZ'nin sinemadaki önemi de burada.

Hollywood filmlerindeki Harley-Davidson gibi “kahraman motosikleti” olarak seçilmiş değildi.

Sokakta gerçekten MZ vardı.

Bu nedenle eski Türk filmlerinde görülen MZ'ler bugün Türkiye'nin motosiklet tarihini araştıranlar açısından neredeyse arşiv görüntüsü değerinde.

7. Vespa – Yeşilçam'ın Şehirli Scooter'ı

Jawa ve MZ'nin temsil ettiği dünya ile Vespa'nın temsil ettiği dünya biraz farklıydı.

Vespa;

şehirli,

genç,

modern,

Avrupa'ya dönük

bir görüntü yaratıyordu.

Bu aslında yalnızca Türk sinemasına özgü değildi.

Vespa, 1950'lerden itibaren dünya sinemasının en güçlü tasarım ikonlarından birine dönüştü.

Türkiye'de de özellikle İstanbul'un modern yüzünü gösteren eski film karelerinde scooterların varlığı dikkat çekiyor.

Jawa'nın iki zamanlı egzoz sesi Anadolu ve işçi sınıfı motosiklet kültürünü çağrıştırırken Vespa bambaşka bir hayat tarzını temsil ediyordu.

8. Lambretta – Vespa'nın Unutulan Rakibi

Bugün klasik scooter denildiğinde hemen Vespa akla geliyor.

Ama Yeşilçam döneminde başka bir İtalyan vardı:

Lambretta.

1950 ve 60'larda Vespa ile ciddi rekabet yaşayan Lambretta, Türkiye'de de kullanıldı.

Bu nedenle eski filmlerde gördüğümüz her klasik scooterı “Vespa” olarak tanımlamak yanlış.

Bazıları aslında Lambretta.

Özellikle Li serisinin karakteristik gövde yapısı eski İstanbul görüntülerinde görülebiliyor.

Bu ayrım MotosikletSitesi gibi motosiklet odaklı bir yayın için önemli; başka sitelerin “eski Vespa” diye geçtiği motosikletin gerçekte Lambretta çıkması bile başlı başına güzel bir içerik konusu.

9. Cüneyt Arkın Filmleri – Motosiklet Artık Aksiyon Aracı

Türk sinemasında motosikletin kullanım biçimini değiştiren isimlerden biri de Cüneyt Arkın.

Arkın'ın özellikle 1970'lerin sonu ve 1980'lerdeki aksiyon filmlerinde otomobiller, kamyonlar ve motosikletler aksiyon koreografisinin doğal parçaları haline geldi.

Bugün CGI ile yapılabilecek sahnelerin önemli kısmı o yıllarda gerçek araçlarla gerçekleştiriliyordu.

Motosiklet;

takip,

kaçış,

kavga

ve stunt sahnelerinde kullanılıyordu.

Dolayısıyla burada motosiklet artık ekonomik ulaşım aracı değil:

aksiyon makinesi.

1984 yapımı Alev Alev gibi dönemin aksiyon ağırlıklı yapımları Cüneyt Arkın ve Tarık Akan'ı aynı kadroda buluşturuyordu.

10. Tarık Akan – Motosikletli Gençlik İmajının Dönüşümü

Tarık Akan'ın sinema kariyerindeki değişim aslında Türk sinemasındaki motosiklet imajının değişimine de benziyor.

1970'lerin başında romantik komedilerin şehirli yakışıklısıyken ilerleyen yıllarda çok daha toplumsal filmlere geçti.

Örneğin 1972 yapımı Tatlı Dillim Tarık Akan'ın gençlik döneminin önemli romantik komedilerinden biriydi.

1978'de ise artık Sürü gibi tamamen farklı bir sinemanın içerisindeydi. Film Zeki Ökten tarafından yönetilmiş, Yılmaz Güney tarafından yazılmıştı ve Tarık Akan başroldeydi.

Eski Tarık Akan filmlerini bugün motosiklet gözüyle seyretmenin ilginç tarafı da bu.

1970'lerin İstanbul'unda kamera dışarı çıktığı anda dönemin gerçek trafik kültürünü görmeye başlıyoruz.

11. Kurye Motosikletleri – Sinemadaki Büyük Değişim

1990'lardan sonra Türk sinemasındaki motosiklet görüntüsü tekrar değişti.

Jawa ve MZ'lerin dönemi sona ererken Japon motosikletleri çoğalmaya başladı.

Ardından scooterlar ve küçük hacimli commuter motosikletler şehirlerin günlük yaşamına girdi.

Ve yeni bir karakter doğdu:

motosikletli kurye.

Bugün İstanbul'u anlatan bir filmde motosikletli kurye göstermemek neredeyse şehrin önemli bir parçasını kadraj dışında bırakmak anlamına geliyor.

Bu açıdan kurye motosikletleri günümüz sinemasında, 1970'lerdeki Jawa'nın oynadığı rolün modern karşılığı haline geldi.

Özel seçilmiş değiller.

Çünkü gerçekten sokaktalar.

12. Modern Türk Dizilerinde Motosiklet = Karakter Kısayolu

Son 15 yılda yapımcılar motosikletin görsel gücünü çok daha fazla kullanmaya başladı.

Bir karakter hakkında seyirciye uzun uzun bilgi vermek yerine onu:

deri ceket,

bot,

kask

ve büyük bir motosikletle

göstermek yeterli olabiliyor.

Seyirci birkaç saniye içerisinde karakterin bağımsız, asi veya tehlikeli olduğunu düşünüyor.

Bu yüzden modern dizilerde Harley-Davidson tarzı cruiser'lar, naked motosikletler, cafe racer'lar ve modern retro modeller çok daha sık karşımıza çıkıyor.

Motosiklet artık ulaşım aracından çok karakter tasarımının parçası.

Asıl İlginç Olan Motosikletlerin Değişimi

Türk sinemasına kronolojik baktığımızda motosikletlerin değişimi aslında Türkiye'nin değişimini de anlatıyor.

DönemEkrandaki motosikletTemsil ettiği şey
1950-60'larVespa, Lambretta ve Avrupa motosikletleriModern şehir hayatı
1960-70'lerJawa ve benzeri iki zamanlılarGünlük ulaşım
1970-80'lerJawa, MZ ve Japon motosikletleriUlaşım + özgürlük
1980-90'larJapon motosikletleriHız ve aksiyon
2000'lerScooter, naked, cruiserYaşam tarzı
2010 sonrasıHarley, retro, cafe racer, superbikeKimlik ve karakter

Ve bu yüzden eski filmlerdeki motosikletlere bugün farklı gözle bakmak gerekiyor.

Çünkü Yeşilçam'ın yönetmeni o Jawa'yı belki yalnızca sahnenin arkasına park etmişti.

Ama aradan 50 yıl geçtiğinde o motosiklet artık bize:

Türkiye'nin o yıllarda neye bindiğini, nasıl yaşadığını ve sokakların nasıl göründüğünü anlatıyor.

Bir sonraki Yeşilçam filminde oyunculara değil, arka plana bakın

Belki hikâyenin en güzel tarafı da bu.

Bir sonraki kez Kemal Sunal, Tarık Akan, Cüneyt Arkın veya Yılmaz Güney filmi izlediğinizde bir anlığına başrol oyuncusundan gözünüzü ayırın.

Sokağın kenarına bakın.

Kahvenin önüne bakın.

Evin önünde duran motosiklete bakın.

Bugün klasik motosiklet buluşmasında insanların başına toplanacağı bir Jawa veya MZ, o yıllarda yalnızca sahibinin işe gitmek için kullandığı motosiklet olabilir.

Türk sinemasının gerçek motosiklet arşivi belki de filmlerin hikâyesinde değil, arka planında saklı.

Görsel
Görsel
Görsel
Görsel
Görsel
Görsel
Görsel
Görsel
Görsel
Görsel
Görsel
Görsel

0 Yorum

Yorum Yaz

Facebook'tan gelen ziyaretçiler üyelik açmadan yorum yapabilir.

Giriş Yap / Üye Ol